1/2/2007

SEVMEK ,ELDE ETMEK

Sevmek ve ne pahasına olursa olsun sevdiğini elde etmek!

İşte sorun burada!.

Sana tasavvuf “elde etmeye çalış ne pahasına olursa olsun” demiyor!.

Karşılık bekleyerek yaptığın işin veya verdiğin her şeyin, senin “ego”nu, varlığını besleyen en kuvvetli gıdadır!.

Olmak için ölmek gerek!.

Nefsini öldürmenin anlamı, nefsini kurban etmek, yani, “ben”inden geçmektir!.

“Ben”le yaşamak en büyük yüktür!… Neyini verirsen ver, “ben”ini vermedikçe eremezsin!.

“Ben”ini yakıp, benliğini yok edecek tek şey de aşktır!.

Aşk, hiç bir karşılık beklemeksizin karşındakini sevmektir; sevdiğine kendini kayıtsız şartsız karşılık düşünmeksizin teslim etmektir!.

Bilgi ile yola çıkar, sever aşık olursan, erirsin, yok olur, erersin!. Eridiğinde ne sen kalırsın ne aşk!

Fâni fenâ bulmuştur; Bâki Bekâsındadır!.

Kesret karşılığı kullanılan vahdet kavramı da bir sembolden başka bir şey değildir!

Hay, Bâki, “Yefâlu mâ yürîd”, Mürîd Allah’tır!.

1/2/2007

YAŞAYAN ÖLÜLER

Yaşayan ölüler, vardır!…


Diyeceksiniz ki, bildim!…. Yok, öyle bildiğiniz türden bahsetmiyorum… Yani, “ölmeden evvel ölmüşlerden”, söz etmiyorum!.


Bunlar bedenen yaşayan şuurları sukûta ermiş olanlar!.. Yaşarken ölmüşler!.

Kimi otuzunda, kimi otuz beşinde, kimi kırkında, kimi altmışında yaşıyor olmasına rağmen,

ölmüşler!..


Sanki zombiler!


Zombiler gibi mezarlardan değil de, yataklarından kalkıyorlar sabahları!…

Kafalarında var olan tek fikir hırs!.

Kimi para, kimi koltuk, kimi isim yapmak, kimi de seks aleti için yaşıyor yalnızca!


Bir gün bir yerlerdeyken, bir şey olmuş, ölüvermiş vicdanları; düşünme organları, “insan” yanları!

Bu hırs uğruna ezip, çiğneyip, vurup geçtiklerinin sızlattığı bir vicdanları da kalmamış!.


Ne “Allah”tan ayrı düşme korkuları kalmış, ne de “Rasulullah sevgisi” ve ebeden O’nunla beraber olma arzuları!.

Tek amaçları daha fazla para, daha iyi yaşamak ve seks yapmak!…


Artık yalnızca kendilerini, bedenselliklerini düşünür hâle gelmişler bu yaşayan ölüler!.

Artık kâr etmez onlara ne nasihat, ne bir dost!.

Onlar yaşayan ölüler!…


Yaşayanlarınsa, imtihan soruları olurlar yalnızca!.


23/12/2006

YENİLEYİCİNİN İŞLEVİ

DİN” olgusunun ne olduğunu kavrayamamış, “Tanrı Buyruğu” sanan bir kısım müslümanlar, dar, derinliksiz ve şekle dayalı anlayışlarıyla, düşünce dünyasının varoşlarındaki gecekondularında ömür tüketirlerken; hiç farkında değiller Zamanın YENİLEYİCİSİ’nin neler oluşturmakta olduğunun!.

Çok kısa bir şekilde, anlayışıma göre, bu YENİLEYİCİ’nin işlevine değinmek istiyorum ana konumuza girmeden önce müsaadenizle...

Hicrî 1400 - 1410 yılları arasında görevine başlamış olan (İmam Rabbanî, Saidî Nursî veya Kuşadalı’ya göre) Zamanın Yenileyicisi, o tarihten bu yana, her alanda, bugüne kadar eşine rastlanmamış bir yenileme evresine sokmuştur dünyayı..

Bundan önceki yenileyiciler, tıpkı kavimlerine gelmiş nebiler veya Rasûller misâli, klâsik din anlayışındaki itikadî (inançsal) yanlışları düzeltme yolunda işlev ortaya koyarken...

Algılayabildiğim kadarıyla...

Bu defa gelmiş olan Yenileyici, Hazreti Muhammed aleyhisselâmın işlevinin vârisi olarak, tüm insanlığın  yaşamına ve düşünsel değerlerine bir yenileyici olarak görev ifâ etmektedir; gerçek anlamda “DİN” anlayışı yenileyicisi olarak!.

Onun 1980`li yıllardan başlayarak dünya üzerine yaydığı yenileme dalgaları, o frekansı almaya açık beyinler tarafından alınarak, varoluş programlarına (fıtratlarına) göre, çeşitli işlevler şeklinde dünya üzerinde açığa çıkarılmaktadır; büyük çoğunluk veya basîreti yeterli olmayanlar tarafından fark edilemese de... Kimi de olayın bu yönü ile ilgilenmediği için, fark etmemiştir bu işlevi!

İşte bu yenilenme dalgalarını alanların bazıları, gerek Türkiye’de, gerek Amerika’da, gerek Kuzey Afrika veya Doğudaki Müslüman ülkelerde kendilerini “MEHDİ” veya “nezîr” veya “uyarıcı” zannedip, çevrelerine bu imajı bilerek veya bilmeyerek vermişlerdir. Oysa bu kişilerin benim anladığım ve açıkladığım manâda bir “yenileme” ile yakından-uzaktan bir ilgisi yoktur!.

Gerçek yenileyici kişilik, kanaatimizce, günümüz keşif sahibi velilerince dahi bilinmemektedir!. O, işte böylesine bir ALLAH örtüsü altındadır!. Ancak farkedilebilen, bir kısım işlevleridir!.

Benim için de önemli olan O’nu tanımak değil; O’nun işlevlerini ve neler yapmakta, neler getirmekte olduğunu fark edebilmektir!.

O, anlayabildiğim kadarıyla insanlık âleminde “MUHAMMEDΔ güneşin tüm haşmetiyle görülebilmesi için gereken hizmeti vermekte; O’nun bu yayınını alanların hepsi de, insanları, aradan tüm aracı bulutları dağıtarak, RASÛLULLAH’a ve KURÂN’a yönlendirmeye çalışmaktadırlar.

MUHAMMEDΔ anlayış, en başta insanlarla elindekini KARŞILIKSIZ paylaşmaktır!. Elindekilerden çıkar sağlamak değil!.

İşte “Muhammedî” anlayışı yeryüzüne yayan ve insanlara bu gerçeği fark ettirmeye çalışanlar, ellerindeki değerleri çevreleriyle karşılıksız yaymaya başlarlar hangi inancı kabul etmiş olurlarsa olsunlar, dünyanın neresinde yaşarlarsa yaşasınlar!.

İşte size bir büyük örnek bu konuda:

LINUX !

Okurlarımın dahi büyük çoğunluğunun farkında olmadığı bir olay!.

Size bunu anlatmaya çalışayım dilim döndüğü kadarıyla olayı basite indirgeyerek.

LINUX, bilgisayarlarda kullanılan bir işletim sistemidir... Windows diye bilinen Microsoft’un işletim sistemine alternatif olarak geliştirilmiş bir sistem!.

Windows, atalarınızdan, babalarınızdan kalma sürekli eksikleri bulunarak güncelleştirilen, bir işletim sistemidir!.

LINUX, yaklaşık 20 yıl önce başlayan ve katılanların ilmi ve araştırmalarıyla geliştirilerek topluma (elbette bilgisayar toplumuna) sunulmuş bir işletim sistemidir!.

Windows yalnızca Intel veya AMD platformlarındaki bilgisayarlarda çalışır... Tıpkı, "Kurân Kursları" veya "Din Okulları" şartlandırmalı din öğretisi platformlarının sınırlarıyla sınırlı beyinler gibi!

Linux ise platform bağımsızıdır! Apple’dan Amiga’ya, Sun Sparc işlemcili iş istasyonlarından dünyanın en hızlı bilgisayarı olan IBM BlueGene/L’e kadar tüm windows ötesi sistemlerle dahi çalışır...

Tıpkı, ALLAH Rasûlü`nün getirmiş olduğu bilgileri değerlendirip, ALLAH adıyla işaret edilenin sonsuz yaratış âleminde sınır tanımadan gezinip seyr hâlinde olan beyinler gibi!..

Windows’ta hiç bir değişiklik yapma hakkınız yoktur!. Yalnızca elinize verileni kullanmak zorundasınız! Paylaşma hakkınız da yoktur! Ya mutlak olarak Windows işletim sistemine tâbi olacaksınız; ya da o alanı terkedeceksiniz!. Ya windows cemâatindensiniz; ya da Windows cemaatinden dışlanmış olarak kendinize yeni bir hayat ortamı seçmek zorundasınız!.

LINUX’ta ise:

Yazılımı kullanan kişi onu her türlü amaç için çalıştırmakta özgürdür. Özgür yazılımlar, kullanıcıları kısıtlamazlar. Yazılımı kullanan kişi, yazılımın nasıl çalıştığını inceleyebilmektedir ve kendi özel ihtiyaçlarına daha iyi cevap verebilmesi için yazılım üzerinde değişiklik yapmakta özgürdür. Kendisi yeterli bilgiye sahip değilse, bunu bir başkasına da yaptırabilir. Yazılımı kullanan kişi, elindeki yazılımı dağıtmakta ve toplum ile paylaşmakta özgürdür. Yazılımını geliştirmekte ve geliştirdiği yeni hâlini toplum ile paylaşmakta özgürdür.

Windows, para ödenerek elde edilen bir sistemdir (cemâatlere, tarikatlara; dinsel kuruluşlara; aydınlatma kurslarına, klüplerine,  vs... gibi.)!

LINUX, insanlığa bağıştır!. İnsanlığa karşılıksız hibe edilmiş bir bilgi, bir işletim sistemidir! Telif hakkı yoktur!. Kimseye para, yardım vs. ödemezsiniz bu sistemi edinmek veya kullanmak için!

Windows’ta kaynak kodları gizlidir!. Kullandığınız sistemin içindeki hangi kodların, sizi farkında olmadan nerelere kopyalayacağını bilemezsiniz!.

Linux’ta, kaynak kodları, her şey açıktır!. Hiç bir yere bağımlı değilsiniz! Bilgisayarınızla, ulaşmak istediğiniz hedefiniz arasına kimse giremez!

Windows’ta işletim sistemini aynen kabullenmek zorundasınız; size verilenler hakkında hiç düşünme sorgulama şansınız yoktur!. Kesin, kayıtsız şartsız tâbi olmak durumundasınız!. Bu konuda artık araştırma ve beyninizi çalıştırmak zorunda değilsiniz!

LINUX’ta ise sorgulama ve düşünme hakkınız vardır! Sürekli düşünüp sorgulamak, araştırmak ve yeni yeni keşifler yapmak şansına sahipsiniz. Buna göre istediğiniz yeni keşifleri yapıp, bunları düşünme, (pardon) uygulama sisteminize ekleme hakkınız vardır. Bunun için kimseye hesap vermek durumunda değilsiniz! Bu konuda tek şart yaptığınız ekleme için telif hakkı istememek ve bunu toplumla karşılıksız paylaşmaktır!.

Windows’ta, onun tâbileri, kullarısınız; onun sisteminde yaşayabilmek için!

LINUX’ta herkes özgürdür; kendi yolunu kendi çizer ve sonuçlarını da kendi yaşar veya sonuçlarına kendi katlanır!

Windows kolay yoldur. Üç-beş tıklamayı öğrendiniz mi, artık hiç düşünmeden aynı işlemleri gözü kapalı taklit ederek, sizi tatmin edecek bir şeyler elde edersiniz!.

LINUX’ta ise, herkes, hep yeniye açık olarak, hep yeni bir şeyler öğrenerek, mevcuda kendindeki güzellikleri katarak; ve dahi bunları karşılıksız olarak çevresiyle paylaşarak yaşar.

Windows, topluma kabul ettirilen şartlanma ve taklit esasına dayalı müslümanlık anlayışı gibidir sanki...

LINUX ise, ferdî, birebir Rasûlullah’ı muhatap gören, ALLAH ile arasına kimseyi sokmayan; her şeyi kendinde bulup keşfetmeyi öngören; insanları bu yolda sürekli düşünmeye ve sorgulamaya yönlendirerek sistem ve düzeni tanımamızı isteyen ALLAH Rasûlü ve son nebisi’nin orijinal sistemine dayanır!

Evet...

İşte benim anlayışıma göre, Zamanın Yenileyicisi’nin dünya üzerine getirdiği yeni anlayışın, bilgisayar dünyasında açığa çıkışına bir örnektir bu olay..

Düşünün bu sistem, nasıl böylesine bir örtü altında işlevini yerine getirmektedir. Bugüne kadar varlığından hiç haberdar olmayanların, LINUX adını dahi duymadan onun nimetlerinden faydalananların çokluğunu veya tüm bilgisayar dünyasını windows işletim sisteminden ibaret zannederek; "yenilik" denince de sadece windows`tan görebildiği kadarını izleyebilenlerin kalabalığını düşünün... Oysa, sizin büyük çoğunluğunuz onu bilmiyor olmanıza rağmen, şu satırlar bile size şimdi bir LINUX işletim sistemi üzerinden ulaşmaktadır.

Bu durum da "örtü"ye de bir misâldir...

Ömrümüz varsa, o Yenileyici’nin yaydığı dalgalarla, kimbilir daha hangi alanlarda, daha ne yeni anlayış ve değerlendirmeler ile karşılaşacağız; ya da karşılaştık da farkında değiliz!.

Kısacası, “YENİLEYİCİ” anlayışımızı da yenileyip, O değerli Zâtı, din hocası, ya da eli kılıçlı mehdi(!) kisvesinden arındırıp, Hazreti Muhammed aleyhisselâm örneğinde olduğu gibi, evrensel ALLAH kulu olarak düşünemezsek; dünya üzerindeki tüm toplumlara, konularında, yeni ufuklar açmak işleviyle dünyamıza gönderilmiş biri olduğunu anlayamazsak; düşünsel gecekondumuzda bu dünyaya veda edeceğiz demektir!.

1/11/2006

YAŞAMDAN


HEPİMİZİN FARKLI SEÇİMLERİ VARDIR. BAZISI KAÇAR
BAZILARIDA KALIR VE SAVAŞIR...



SON ADIMLARINIZI ATMANIZ,
LİMİTLERİNİZİ DOLDURMANIZ,
GELDİĞİNİZ DÜNYAYI UNUTMANIZ...



KAZANDIĞINIZI DÜŞÜNÜRSÜNÜZ,
ONLARIN OYUNLARINI OYNADIĞINIZ SÜRECE
KAYBEDERSİNİZ.
KENDİNİZİ KAYBEDERSİNİZ.



KÜÇÜKKEN İNSAN BÜYÜKLERİNİN
KENDİNİ DİNLEMESİNİ İSTER...


OTORİTENİN SESİ MANTIĞIN
SESİ OLMALIDIR,
İNSANLARIN BİRLEŞMESİ,
HER SİSTEMİ
YIKABİLİR.

1/11/2006

GÖNÜL



GÖNÜL TERKEDEMEZSEN DÜNYA AŞKINI
NASIL DÜZELTİRSİN YOLDAN ŞAŞKINI
HAKEDEMEDİYSEN
HAKEDEMEDİYSEN RIZA KÖŞKÜNÜ
NE KAPIYA DOKUN, NE ZİLİ İNCİT.

KURAN'IN KIRATI GİTMEZMİ BOŞA
ÜMMETİ RESUL'ÜN ARDINDAN KOŞA
MEYVESİZ
MEYVESİZ AĞACI SALLAMA BOŞA
NE AĞACA DOKUN, NE DALI İNCİT.

nureddin_birbilen@hotmail.com



5/7/2006

DÜN ÖLDÜ

                             DÜN ÖLDÜ BUGÜN CANVERİYOR;

                       YARIN HENÜZ DOĞMADI,

                       ZAMANIN KIYMETİNİ BİLİN,

                       ÖMRÜ BOŞ İŞLER PEŞİNDE HARCAMAYIN,

                       ŞÖHRETTEN SAKININ,

                       İNSANLAR BUGÜN ÖVER, YARIN SÖVERLER,

                       ÖLÇÜNÜZ ALLAH RIZASI OLSUN.

                       ŞÜKREDİN BÜTÜN AZALARINIZ İLE
             ŞÜKREDEREK GERÇEK ŞÜKREDEN'LERDEN OLUN,

                        SADECE DİL İLE ŞÜKREDEN KİMSENİN   ŞÜKRÜAZ OLUR  
         
                        GÖZÜN ŞÜKRÜ BİR HAYIR GÖRDÜĞÜ ANDA  İBRET ALMAK

                         ŞER GÖRDÜĞÜNDE İSE ÖRTMEKTİR.

                         KULAĞIN ŞÜKRÜ BİR HAYIR İŞİTTİĞİ ZAMAN ONU EZBERLEMEK,

                         ŞER İŞİTTİĞİ ZAMAN ONU UNUTMAKTIR.

                         ELLERİN ŞÜKRÜ HARAM'A UZANMAMAKTIR.

                         MİDENİN ŞÜKRÜ HELAL YEMEK

                         AYAKLARIN ŞÜKRÜ HARAMA GİTMEMEKTİR

                         KİM BÖYLE YAPARSA GERÇEK  ŞÜKREDENLERDEN OLUR....

                         ÖFKELENMEYİN ÖFKE VE ŞEHVET İNSANI KÜFRE GÖTÜRÜR.

                         KİŞİ GAZABINI YENMEDİKÇE TAKVA SAHİBİ  OLAMAZ

                         SABREDİN, SABIR GÜZELDİR, SUSMAK  SABIRDANDIR.

                         MAKAMLARIN EN YÜKSEĞİ FAKİRLİĞE SABRETMEKTİR

                         DÜNYA AHİRET RAHATINIZ İÇİN KÖTÜ AHLAK SAHİBLERİ İLE GÖRÜŞMEYİN

                        EY MÜMİNLER NEFSİNİZİN KÖLESİ OLMAYIN






                             “Düne ait ne varsa dünde kaldı cancığazım!
         
                            http://www.misafirindunyasi.com/

                          Bugün artık yeni şeyler söylemek lâzım!.”



4/5/2006

SEVMEK


Kişi sevdiğiyle olmak ister!.

 

Sevdiğinin hâliyle hâllenir… Sevgisi kadarıyla, onunla yaşar!.

 

Sevginin ne olduğunu tam olarak bilemediğimiz için, çoğunlukla, “beğeni” ile “sevgi”yi birbirine karıştırırız..

 

“Beğeni” yanında “sahip olma” arzusuyla açığa çıkar!.

 

Bir nesneden hoşlandığında, beğendiğin şeye sahip olmak ve üzerinde tasarruf edebilmek arzusuyla yaşarsın…

 

Bu tüm mahlukatta çok yaygın bir duygudur!.

 

Kimi, beğendiğini cebine sokar; kimi beğendiğine tasma takıp yanında taşıyarak onunla hava atmak ister; kimi yakalayıp inine sürükler… Her mahlûk yaradılış fıtratına göre, beğendiği üzerinde tasarruf etmek ister.

 

“Sevmek” ise bundan çok farklıdır…

  Sevince, yanlızca sevdiğin için yaşamak istersin!.

  Yalnızca yanında olmak, yalnızca onun olmak, yalnızca onun zevk aldığıyla zevk alıp, sevmediğinden kaçmak istersin! Sevdiğin öylesine sarmıştır aklını, fikrini, ruhunu ki, her şey sana, onu hatırlatır; yanında iken bile onun içinde olmak istersin!… Yakınlık bile uzak gelir sana!…

 

Sen kaybolursun, sende; sevdiğin kalır yalnızca, beyninde!..

  Onun bakışıyla bakar, onun değerlendirmesiyle değerlendirir, onun diliyle konuşmaya başlarsın!.

 

Gözün ondan başkasını görmez, kulağın ondan başkasını duymaz, elin ondan başkasına uzanmaz olur!.

 

Her an sana sahip olmasını; varlığının, tasarrufunun her an üzerinde olmasını, her an seni kucaklamasını istersin!… Bedensel yakınlık bile, korkunç uzaklık gibi gelir sana; ve onunla tek bir beden, tek bir ruh, tek bir şuur olmayı dilersin!.

 

Sevgi, fıtratın müsait ise, sevdiğinde yok edesiye yakar seni; ve gün gelir kaşında-gözünde, yüzünde-dilinde sevdiğini görürler de, “sen o olmuşun” derler!

 

Beğenen sahip olmak ister…

 

Seven ise sevdiğinde yok olur; feda eder her şeyi sevdiği uğruna!.

 

Bazılarının da sevgi kokusu sürülür üstüne; “aşığım” sanır!. Ama sevdiği uğruna, fedakarlık etmeye gelince sıra, o koku siliniverir üzerinden “kopamama” sabunuyla!.

 

Parasından kopamaz… Mevkiinden kopamaz… Yakınlarından kopamaz… İçinde yaşadığı ortamın güzelliklerinden kopamaz… “Etraf”tan kopamaz!.

 

Derken kusurlar belirmeye başlar sevdiğini sandığının üzerinde… Eksiklikler görmeye başlar başlar, yetersizlikler görmeye başlar… Bunlar önce acıma duygusuna dönüştürür sevgisini; uzaktan acıyarak seyretmeye başlar… Sonra tatlı bir anıya dönüşür, sevgi sandığı duyguları!. Bu tecrübe gösterir ki, onun fıtratında sevgi programı yoktur!.. Beğeniyi, sevgi sanmıştır!..

 

Uzaklaşma ondan gelmemiş de, karşısındakinden gelmişse, bu defa “nefret”e döner “beğeni”; ondan intikam alma duygusu gelişir içinde; ve vicdanla intikam dalgaları arasında bir o yana bir bu yana sürüklenir durur; terkedilmişliğin, uzaklaşmanın, layık olmadığını yaşamanın sanısı içinde!..

 

Oysa yalnızca, fıtratında olmayan gerçek sevginin sonuçlarını yaşamaktadır!. Cüzdanı için, güzelliği-yakışıklılığı için, kendisine hoş gelen huyları için, mevkii-koltuğu için, ilmi için beğenmiştir; sevdiğini sanmış; sahip olamayınca da arzusuna erişememenin düş kırıklığı içinde kopmuş; yalnızca çıkarları doğrultusunda yaşamayı tercih etmiştir…

 

Seven ise göze almıştır kopmayı… Dışlanmayı… Paradan-puldan, namdan nişandan, dosttan akrabadan uzak   kalmayı…

 

Fıtratından gelir sevgi!. Kulluğu sevmek üzeredir!. Onunla, sevmeyi yaşamak istediği için yaratmıştır onu Yaratan… O yüzden kopar anadan-babadan; dünyadan paradan!

 

Seven, karşılıksız sever!…

 

Beğenen karşılığını ister!.

 

Benim istediğim gibi yaşarsan seni boğarım sahip olduklarıma, der beğenen!.. Onun zaten fıtratında yoktur sevgi, bilmez aşkın ne olduğunu!.. Ne üzere yaratılmışsa, odur tüm meşgalesi… Karınca gibi çalışır; maymun gibi çiftleşir; aslan gibi yavrularına sahip çıkar… Ama pervane gibi sevemez!. Atamaz kendini ateşe!.

 

Sevgi sonunda yanmayı getirir!.. Beğeni ise sonunda kaçmayı!.

 

Beğenen mahlûkat çoğunluğuna göre, “sevgi” delilikten bir türdür!.. Anlamazlar onlar, sevdiği uğruna, etraf ne derse desin deyip, her şarta katlanmayı! Ve “delillik bu” derler…

 

Beğenme bir tür “hobi”dir!… Bazen ömür boyu sürer, bazen birkaç yıl, bazen bir kaç ay!..

 

Sevgi bir ömür boyudur!… Bitmez, tükenmez, bazen durulur, bazen coşar ama hiç gerilemez!.

 

Çoğunlukla karşısındakinden yüzünü göstermesinden gelir sevgi insana!.. Bazen de özünden gösterir yüzünü O!… O zaman onlar için derler ki, “Allah”a aşık oldu!..

 

“Kendine seçtikleri”dir sevenleri bir çehreden!… Özünden sevgiyi yaşayanlardır, “mukarreb”leri!…

  Hünerlerini sergilemek için yaratmıştır her şeyi…

  Sevmek için yaratmıştır sevilenleri!.

  Gözlerinde seyretmek için gözleri olarak yaratmıştır “aşk”ı yaşattıklarını!..

  Avam anlamaz ve bilmez bu aşkı!. Bunun aşk olduğunu!..

  Oysa gerçek “aşk” O’nun ateşine pervane gibi atılıp; varlığını O’nda yitirip; O’nun “Baki”liğini yaşattıklarıdır gerçek “aşık”lar!..

 

Özel bir fıtratla gelmişlerdir onlar, “aşık” olmak için!.. Yaşamları boyunca bir değer taşımamıştır dünya ve içindekiler!.. Parmaklarını bile kıpırdatmamışlardır dünya için!. “Allah” de ötesinde bırak onları h*******arıyla oyalansınlar” hitabına maruz kalmıştır programları; ve hücrelerine nüfûz etmiştir bu hitap!..

 

Gerçek anlamıyla onlar “yaşarlar aşkı”; “Yaşar onlarda aşkı”; sever, acır, merhamet eder onlarda kullarına; çünkü bu sıfatlar için yaratmıştır onları!..

 

Var gel dostum, biz dönelim dünyamıza; bu masal gibi gelen sözler yeteri kadar ıslattı bizi!… Şimdi kurulanmak zamanı!.

 

Dönelim dünyamıza, koşalım, çalışalım, didinelim; insanları sevindirmek için onlara bir şeyler verelim; ve gönüllerini hoş etmek için güllabicilik eyleyelim!..

 

Sonra da, bunları hep “Tanrı –pardon Allah- için yapıyoruz!” diyerek vicdanlarımızı tatmin edelim!..

 

Gönül “aşk” için yaratılmamışsa, neye yarar bunca demek!…

 

İyisi mi, “hobi” kabilinden “dinle ilgilenip”, günümüzü gün eylemek!…

                                                                                                                

                                                                                                     

Kategorilerim

    Kategori yok

Arkadaşlarım

Blogcu ile yapıldı